Ana içeriğe atla

Acziyet

Ekseriyetle hep noksan kaldığımız noktalar üzerine yoğunlaşıyoruz. Çünkü insan her zaman kendini bir tamamlayıcı aramaya muhtaç hissediyor. Örneğin; ne kadar ironik ki acizlik kelimesi yetmediği için daha da üst notalarda anlatabilmek için acziyet gibi bir kelime uydurmuşuz. Üzgünüm dostlar, TDK bu kelimeyi benimsemiyor. Ve insanlarda TDK'ya paralel olarak, başkalarının acılarını benimseme noktasında hiçte hevesli değiller. Hırs ve azim bile aslında dolaylı yoldan korkulardan, aciz düşme haline olan kaygıdan dolayı hayatımızda bir tetikleyici oluyor. Yani olumsuzluklar hayatta bizi bir şeylere mecbur eden en büyük gerçek desem galiba yanlış olmaz. Ben tüm bu sürece "kötü, iyinin eksikliğidir" gibi felsefi bir pembe maskenin ardına sığınarak bakmamayı tercih ediyorum. Hepimiz çaba harcamadan, efor sarfetmeden sevmenin ve sevilmenin tadına varmayı isteriz. Bu beklentiyi yaşantımıza bir referans olarak alacak olursak çabasızlık insana sadece kaygıyı getirir. Kaygı, mutsuzluğu doğurur. Mutsuzluksa zaten hepimizin aşina olduğu bir duygu olduğundan açıklama gereği duymuyorum. 

Tüm bu durumu fark ettiğimden beri iyiyi dileyerek ve kötüyü düşünerek yol almaya başladım. Hayatımda "başarı" diye adlandırdığım tüm süreçlerin arkasında kötülükleri sezmek ve öncesinde önlem almak olması ne kadar da hoş bir rastlantı değil mi ? Kim ne söylerse söylesin. Yaşamanın düz bir patikada yürüyüp, gitmek olmadığını kabul etmemek; insanı, o patikanın kesiştiği ilk uçurumda aşağı yuvarlar. Mühim olan o engebeli arazide dikenleri görüp, üstlerine basmadan yol almaktır.